Toplumsal değişimde başarı, kerteleyerek ilerlemeden geçer. Bu nedenle inkılâpçılar, ideallerini tedricen gerçekleştirirler. Ancak itiyatların itikatlaştırıldığı noktalara gelince orada dururlar. İdeallerini tehir ve hatta terk etmek zorunda kalırlar. Çünkü adetlerin akideleştiği bu yerler, toplumsal değişime geçit vermeyen kör noktalardır.
Meryem oğlu İsa da, Abdullah oğlu Muhammed de, adetlerin akideleştirildiği bu noktalarda, bütün insanlar gibi tereddüt etmiş ve hatta çekinmişlerdir.
Ancak vahiy onları uyarmıştır.
Nitekim kölelik eski Arabistan’da kutuplaşmış bir hayat tarzıdır. Hz. Hatice’nin bile, esir çocukken edindiği bir kölesi vardır.
Hatice, kölesini eşi Muhammed (a.s.)a hediye eder.
Hz. Peygamber, bu hediye köleyi azat eder.
Daha sonra da onu evlat edinir.
Bu evlatlık, İslam'ı ilk kabul edenler arasında yer alır.
Kölelikten azatlığa, azatlıktan, peygamber evlatlığına, evlatlıktan da Allah’a kul olmaya yükselen bu kişi Zeyd’dir.
Hz. Peygamber, onu, hür bir kadınla evlendirerek özgürlüğünü perçinlemek niyetindedir. Zeyd’le evlenmesi için, halasının kızı Zeynep’i ikna eder. Zeynep başlangıçta isteksizdir. Ancak Hz. Peygamber’e saygısından dolayı bu evliliğe razı olur.
Ne var ki sınıflaşmayı kanıksamış mahallede, böyle hızla özgürleşmiş bir kişinin, hür ve soylu bir kadınla evliliğinin yürümesi zor olacaktır.
Ayrılmaya ilk adım Zeynep’ten gelir. Kocasını sevmediğini ilan eder. Birkaç defa boşanmanın eşiğine gelirler. Fakat her seferinde, Hz. Peygamber onları tahammül göstermeye ikna eder. Ancak durumun vahametini de sezmektedir. İşi daha karmaşık hale getiren ise Zeyneb’in çocukluktan beri Hz. Peygamberin kendisiyle evlenmek istiyor olmasıdır.
Aslında, eğer Zeynep eşinden ayrılır ve onu Hz. Peygamber bizzat kendisi nikâhına alırsa, üç fayda gerçekleşmiş olacaktır.
Birincisi, gönülleri kazanarak tarafların mağduriyetini hafifletmektir. İkincisi; kısa bir süre önce köle olarak bilinen Zeyd’in duluyla Peygamber’in bizzat kendisinin nikâhlanması, bütün köleleri derece derece özgürleştirme yolunda atılmış önemli bir adım olacaktır.
Bu faydaların üçüncüsü ve daha önemlisi ise, evlatlığı gerçek evlat gibi algılayan ve bu geleneği dinileştiren mahalleye, babalıkların evlatlıklarının boşadıkları eşlerle evlenebileceğini bizzat göstermektir.
Fakat mahalle baskısı Hz. Peygamber’i endişelendirmektedir. Halkın, “Evlatlığının boşadığı kadınla evlendi” diyecek olmalarından dolayı çekinir. İşte bunun üzerine Ahzâb Suresinde yer alan şu uyarı iner:
“Hani, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de nimet verdiğin kişiye: “Eşini yanında tut, Allah’tan sakın!” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun! İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah kendisinden çekinmene daha lâyıktır.”
Peygamberlerin dâhilerden farkı işte buradadır. Onlar, davranışlarını inanca dönüştüren baskıcı mahallelere asla boyun eğmeden, akidelerini âdete dönüştüren mahalleler oluşturmuşlardır.
Ahmet BAYDAR
|